Neden Sosyal Medya sorusuna cevap olarak verdiğimiz “insanlar paylaşıyor” cümlesine karşılık gelecek bir soru bu. Neden Paylaşıyoruz?
Hiç düşündünüz mü internette hangi bilgilerinizi veya neleri paylaşıyoruz? Doğum tarihimiz? Doğum yerimiz? Annemizin fotoğrafı? Okulda öğrendiklerimiz? Beğendiğimiz yemekler? Sevgilimizle diyaloglarımız? Kızgınlıklarımız? Nereye kadar sayabileceğimizi bilmiyorum.Fakat yapılan paylaşımlar ve bunların çeşitleri konusunda bir sınırımız olmadığını biliyorum.
Sosyal Medya’yı İstiklal Caddesi gibi görüyorum ben.Taksim Meydanı’ndan İstiklal’e girdiğiniz zaman ucu bucağı olmayan bir kalabalık ile beraber olursunuz. Gözünüz takılır insanlara, dükkanlara. Her tarzdan, her milletten insanı görebilirsiniz. Güzel ve çirkin insanlar. Zengin ya da fakir. Mavi saçlı, kızıl, sarışın… Benim açımdan sosyal medya uçsuz bir İstiklal Caddesi gibi. Her tarzdan insan. Fiziksel birşey yok karşınızda belki ama okurken, bakarken, izlerken veya dinlerken vücut buldurduğumuz insanlar var. Gerçek hayattan farkı ise; insanları gerçek yaşantıları ile değil, paylaşımları ile tanıyoruz veya tanımlıyoruz sadece.
Mesela sadece blogumu okuyan kişiler, beni sadece yazdıklarım kadar tanıyorlar! Ya da videolarımı
izlemiş olanlar benim mimiklerimi ve şivemi öğrenebiliyorlar. Foursquare üzerinden beni takip eden kişiler gittiğim yerleri, nerelere uğradığımı ve hatta bazen ne yediğimi biliyorlar. Twitter’dan takip edenler yüzümü görmeden sadece 140 karakter ile ne söylersem o şekilde biliyorlar beni.
Yukarıdaki paragtafta aslında ben neden paylaşım yaptığımı az da olsa açıklamış oldum. Sosyal medyada var olmak sadece izlemekten ibaret değil benim için. İnsanları tanımak, kendimi tanıtmak, bildiklerimi paylaşmak ve eğlenmek. Kullandığım ağlar ve yaptığım paylaşımları takip eden kişiler aslında birebir benimle tanışıyorlar. Yazılarımdan karakterimi, mimiklerim ve şivem ile tarzımı, gittiğim yerler ile zevkimi öğreniyorlar. Bu sayede hem kendimi daha rahat tanıtıyor hem de insanlar ile ilişkide olabiliyorum.
Peki neden paylaşmalıyız?
Kendinizi İstiklal Caddesi’ndeki bir müzisyen gibi düşünün. Twitter, Facebook veya MySpace ile yaptığınız müzikleri yoldan geçen herkese dinletebilirsiniz. Hatta yoldan geçenden çok daha fazlasına! Farklı müzikleri dinlemeyi seven biriyseniz caddeki sosyal ağlar sayesinde milyonlarca çeşitte müzik ve insanı dinleyebilirsiniz. Hatta garip enstürmanları bile keşfedebilirsiniz. Yol boyunca çektiğiniz fotoğrafları insanların görmesi için bir sergi salonuna koymanıza gerek yok! Ağlar sizin bu paylaşımınızı yapmanıza olanak sağlıyor! Flickr, deviantart, instagram ile onyüzbinmilyon insana çektiğiniz fotoğrafları gösterebilir hatta yorumlarını alabilirsiniz. Anketör gibi düşünün.Yürüyüp insanlara “Pardon 1 dakikanızı alabilir miyim?” sorusunu online olarak soruyor ve yanıtları dijital olarak hem de çok daha fazla kişiden alabiliyorsunuz. Siyasal görüş veya fikirlerinizi insanlara mı duyurmak istiyorsunuz? Elinizde gazete ile insanlara uzanmak yerine yazdığınız yazıları caddenin bir ucundaki insana bile okutabilirsiniz. Caddenin diğer ucundaki insanın ne düşündüğünü de sosyal ağlardan öğrenebilirsiniz!
Neyi paylaşmalı veya paylaşmamalıyız?
İşte bu sorunun cevabını veren kişi ben değil siz oluyorsunuz! Çünkü sınırlarını sadece siz bilebilirsiniz. Fotoğrafınızdan, müziklerinize, beğendiğiniz videolardan, ses dosyalarına kadar herşeyin paylaşımı tamamen parmaklarınızın ucunda. Kişisel bilgilerinizi paylaşmak, sosyal ağlarda adınızla veya nickinizle olmanız bir şeyi değiştirmez. İnsanlar sizin adınınızı veya tipinizi değil, sizin paylaşımlarınızı takip ederler. Bir çok insan takip ettiği kişinin neye benzediğini, yaşını hatta cinsiyetini bile bilmiyor. Sadece takip edebildiği kadar tanıyor. Bu yüzden insanlara kendinizi nasıl tanıtmak istiyorsanız paylaşımlarınızı da o şekilde belirlemelisiniz.
Unutmayın! İnsanlar internette takip edebildikleri ve sindirebildikleri kadar sizi tanırlar.
(Fotoğrafları Google Images ile bulup arşive kaydetmiştim. O yüzden aldığım yerin adresini bilmiyorum)






