All posts in Sosyal Medya

Kara Propaganda ve İnternet

Volkan İnanç, Kara Propaganda ve İnternet başlığı ile çok güzel 2 yazı paylaştı efbeş‘te! Birinci yazıda, kara propagandayı anlatıyor ve ülkemizdeki örneklere göz atıyor. İkinci yazı da ise sektördeki isimlerin kara propaganda hakkında görüşlerine yer veriyor. Ajans ve markaların mutlaka okuması gereken bu 2 yazıyı kaçırmayın.

Share on TwitterSubmit to StumbleUpon

Sosyal Mahremiyet 1

Geçen yazımda paylaşımdan ve neden paylaşım yapmamız gerektiğinden bahsettim. Üzerinde çalıştığım ve yazmayı düşündüğümü bir başka yazı da Sosyal Mahremiyet’ti. Yani gerçekte çok değer verdiğimiz mahremiyetimize acaba sosyal ağlarda ne kadar dikkat ediyoruz?

Bu yazı birden çok bölümden oluşacak. İlk bölüm yani bu yazı sadece 2 farklı sosyal ağ üzerinden seçtiğim profiller ile saldırıya ne kadar açık olduğumuzu anlatacak. Ayrıca mahremiyet kavramımızın internette ne kadar kötü durumda olduğunu gösterecek.

Gercek hayatta neleri gizlemeye özen gösteriyoruz? TC Kimlik? Anne kızlık soyadımız? Siyasi görüşümüz? Cinsel tercihimiz? Dini inancımız? Bu liste uzayıp devam eder. Peki insanlar bizden, bizle ilgili şeyleri nasıl öğrenebiliyor? Nelerden hoşlanırsın? Nerelere gidersin? En son ne yedin? Soru cevap veya sohbet ortamında. Yani kişilerin gerçekte bizleri tanımak ve bizim hakkımızda birşeyler öğrenebilmek için bizimle vakit geçirmesi veya birebir tanıdıklarımızın anlattıklarını dinlemeleri gerekiyor.

Taksim Meydanı’ndan İstiklal’e girdim ve Burger King önünde bekleyen bir arkadaşımı gördüm. Daha önce hiç sohbetim yoktu Jane ile. Bakalım Jane Doe  sosyal ağlarda nelerini paylaşıyor? Acaba bir profil çıkartabilir miyiz?

(Bilgi : Listemden random seçtiğim bir arkadaşımın bilgilerini gizleyerek ekran görüntüsü paylaşıyorum. Yani bu ekran görüntüsünde gördüğünüz her şey doğru fakat değiştirilmiş durumda.)

 Ekran görüntüsünde görebileceğiniz üzere Jane şu bilgileri paylaşmış:

  • Çalıştığı firma ve pozisyonu
  • Mezun olduğu okul
  • Yaşadığı yer
  • Kiminle ilişkisi olduğu (!)
  • Bildiği yabancı diller
  • Doğum tarihi
  • Memleketi
  • Babası, annesi, erkek ve kız kardeşi, dayısı(!)
Jane’in sayfasına giridğimiz zaman ilk gördüğümüz kişisel bilgiler yukarıdakiler. Yüksek risk taşıyan bilgileri kalın olarak işaretledim. Doğum Tarihi, Doğum Yeri ve dayısının bilgileri ile yapabileceklerinizin sınırı yok. (dayı = annenin erkek kardeşi veya ağabey. soyadları(!)) Kalın yapmasam bile Jane’e ulaşmak şu bilgiler ile bile çok kolay. En basitinden elimizde bir firma adı ve ad soyad var. Jane bu bilgileri herkese açık olarak paylaşıyor. Yani dileyen herkes Jane’e ulaşabilir.
Tam bu noktada sizlere bir kitap önermem gerekiyor. Kevin Mitck – Aldatma Sanatı. İnsanların bilgilerini bile bilmeden toplum mühendisliği ile neler yapılabileceğini öğrenmeniz için faydalı bir kaynak.
Jane’in duvar paylaşımlarına bakalım şimdi de. En üstte 3 adet paylaşım görüyoruz. Nerede, ne zaman, ne yediğini paylaşmış Jane. Asansörde kaldığını paylaşmış. Bundan korktuğunu belirtmiş. Ayrıca Adnan Menderes Havaalanı’nda olduğunu da paylaşmış. Bu 3 paylaşım ile Jane’in kapalı alan korkusu olduğunu, evi Konak’ta olduğu için yakın yerlerde yemek yediğini, yemek yemeye sevgilisi ile beraber gittiğini, ayrıca sabah da büyük ihtimalle uçak ile İzmir’e geldiğini tahmin edebiliriz. Yani aslında Jane’in kişisel bilgilerine ek olarak bugün içerisinde yarım gün sürede ne yaptığını, nerede ve kimle olduğunu biliyoruz. Yani aslında Jane’i takip ediyoruz!
Şimdi en büyük hataya geçelim. Bu kadar halka açık paylaşılan bilgilerin yanında bakalım Jane Doe başka hangi bilgilerini herkesle paylaşıyor!
Yukarıdaki ekran görüntüsü de Facebook’tan alınma. Zaten her şey gayet açık. Cep telefonu, anında mesajlaşma bilgileri, web siteleri ve e-posta adresi. Jane kendisi ile iletişim için her imkanı açık olarak sunuyor.
Merhaba XXX Bankasından arıyorum (Cep Telefonu). İsmim Murtaza. Kişisel bilgilerinizin kontrolünü yapmamız gerekiyor. 01.03.1981 (Doğum tarihi) Yunanistan (Doğum yeri) doğumlusunuz. Anne kızlık soyadınız YYY (Dayının soyadı). Sistemde gözüken kredi kartı bilgilerinizde problem gözüküyor. Lütfen teyit edebilir miyiz?! (Ya da şimdi sizi sesli yanıt sistemine aktarıyoruz. Böylece güvenli olarak (!) kredi kartı numaranızı tuşlayıp, kontrolü sağlayabilirsiniz!)
İstiklal Caddesi’nde size birileri bu soruları sorsa büyük ihtimalle tersler veya hakaret eder geri yollarsınız gelen kişiyi. Fakat sadece tek bir sosyal ağ ile, güvenliğiniz için paylaşmamanız gereken onlarca bilgiyi herkese açık paylaşıyorsunuz. O çok umursadığınız mahremiyetinizi online hayatınızda hiç ciddiye almıyorsunuz. (Facebook üzerinde paylaştığınız bilgileri kısıtlamak için https://www.facebook.com/editprofile.php adresine girmeniz yeterli)
Yukarıda sadece tek bir sosyal ağ üzerinde paylaştığınız bilgiler ile basit bir dolandırıcılık hikayesini paylaştım. Nerede yaşadığımız veya kim olduğumuz hiç önemli değil. Bu yüzden paylaştığınız bilgilerin ve içeriklerin kullanım şekilleri tamamen size ulaşacak kişinin hayal gücüne kalmış durumda! Hayal gücümüzü zorlayabilecek örnekler:  Örnek, bu da Örnek Video Haber, şu da Örnek Bir Video Haber bu da Örnek olabilir.
Jane’in hesabını geçip kendime geliyorum. Bu sefer Facebook’u değil Foursquare’den ekran görüntülerini değiştirmeden paylaşacağım.

27 Ağustos 2011 saat 21:41 ‘de Ciner TV Stüdyoları’nda MserdarK, Burak ve Kahraman ile berabermişim. Ardından bu 4′lü birlikte 03:25 ‘de Fincan Cafe’deymiş. Birini takip etmek için her saniye ensesinde olmanıza, uzaktan izlemenize, hacı bu geldi mi diye soru sormanıza gerek yok. Foursquare, Brightkite, Facebook Places, Gezenzi gibi servisler insanları oturduğunuz yerden takip etmenize olanak sağlıyor. (paylaşımların neden bu kadar public olduğunu insanların ağzından 2. yazımda paylaşıyor olacağım)
Tabii 4sq servisi de paylaşımlarınızı gizleme imkanı sunuyor. Peki bu imkanı kullanıyor muyuz? Ya da kullanmayı biliyor muyuz?! Peki ya Foursquare’da üye olurken verdiğiniz cep telefonu numaranızın otomatik olarak paylaşımda olduğunu biliyor musunuz? Foursquare iPhone uygulaması kullanıyorum ve listemden random seçtiğim bir kişinin profiline girdim. Ekran görüntüsünde görebileceğiniz üzere kendisinin cep telefonunu arayabiliyorum.
Sadece en çok kullanılan 2 farklı sosyal ağ üzerinde aslında mahremiyetimize hiç önem vermediğimizi gösterdim sizlere. Niyeti ne olursa olsun profil bilgileriniz sayesinde rahatlıkla ulaşılabiliyorsunuz.
Bilgilerimiz o kadar ortada ki Meydan Burger King’in önünde herhangi birini bekleyen kişiyiz aslında.

Sosyal ağlarda mahremiyetinize ne kadar önem veriyorsunuz?

View Results

Loading ... Loading ...
Share on TwitterSubmit to StumbleUpon

Neden Paylaşıyoruz? Neden Paylaşmalıyız?

share2

Neden Sosyal Medya sorusuna cevap olarak verdiğimiz “insanlar paylaşıyor” cümlesine karşılık gelecek bir soru bu. Neden Paylaşıyoruz?

Hiç düşündünüz mü internette hangi bilgilerinizi veya neleri paylaşıyoruz? Doğum tarihimiz? Doğum yerimiz? Annemizin fotoğrafı? Okulda öğrendiklerimiz? Beğendiğimiz yemekler? Sevgilimizle diyaloglarımız? Kızgınlıklarımız? Nereye kadar sayabileceğimizi bilmiyorum.Fakat yapılan paylaşımlar ve bunların çeşitleri konusunda bir sınırımız olmadığını biliyorum.

Sosyal Medya’yı İstiklal Caddesi gibi görüyorum ben.Taksim Meydanı’ndan İstiklal’e girdiğiniz zaman ucu bucağı olmayan bir kalabalık ile beraber olursunuz. Gözünüz takılır insanlara, dükkanlara. Her tarzdan, her milletten insanı görebilirsiniz. Güzel ve çirkin insanlar. Zengin ya da fakir. Mavi saçlı, kızıl, sarışın… Benim açımdan sosyal medya uçsuz bir İstiklal Caddesi gibi. Her tarzdan insan. Fiziksel birşey yok karşınızda belki ama okurken, bakarken, izlerken veya dinlerken vücut buldurduğumuz insanlar var. Gerçek hayattan farkı ise; insanları gerçek yaşantıları ile değil, paylaşımları ile tanıyoruz veya tanımlıyoruz sadece.

Mesela sadece blogumu okuyan kişiler, beni sadece yazdıklarım kadar tanıyorlar! Ya da videolarımı izlemiş olanlar benim mimiklerimi ve şivemi öğrenebiliyorlar. Foursquare üzerinden beni takip eden kişiler gittiğim yerleri, nerelere uğradığımı ve hatta bazen ne yediğimi biliyorlar. Twitter’dan takip edenler yüzümü görmeden sadece 140 karakter ile ne söylersem o şekilde biliyorlar beni.

Yukarıdaki paragtafta aslında ben neden paylaşım yaptığımı az da olsa açıklamış oldum. Sosyal medyada var olmak sadece izlemekten ibaret değil benim için. İnsanları tanımak, kendimi tanıtmak, bildiklerimi paylaşmak ve eğlenmek. Kullandığım ağlar ve yaptığım paylaşımları takip eden kişiler aslında birebir benimle tanışıyorlar. Yazılarımdan karakterimi, mimiklerim ve şivem ile tarzımı, gittiğim yerler ile zevkimi öğreniyorlar. Bu sayede hem kendimi daha rahat tanıtıyor hem de insanlar ile ilişkide olabiliyorum.

Peki neden paylaşmalıyız?

Kendinizi İstiklal Caddesi’ndeki bir müzisyen gibi düşünün. Twitter, Facebook veya MySpace ile yaptığınız müzikleri yoldan geçen herkese dinletebilirsiniz. Hatta yoldan geçenden çok daha fazlasına!   Farklı müzikleri dinlemeyi seven biriyseniz caddeki sosyal ağlar sayesinde milyonlarca çeşitte müzik ve insanı dinleyebilirsiniz. Hatta garip enstürmanları bile keşfedebilirsiniz. Yol boyunca çektiğiniz fotoğrafları insanların görmesi için bir sergi salonuna koymanıza gerek yok! Ağlar sizin bu paylaşımınızı yapmanıza olanak sağlıyor! Flickr, deviantart, instagram  ile onyüzbinmilyon insana çektiğiniz fotoğrafları gösterebilir hatta yorumlarını alabilirsiniz. Anketör gibi düşünün.Yürüyüp insanlara “Pardon 1 dakikanızı alabilir miyim?” sorusunu online olarak soruyor ve yanıtları dijital olarak hem de çok daha fazla kişiden alabiliyorsunuz. Siyasal görüş veya fikirlerinizi insanlara mı duyurmak istiyorsunuz? Elinizde gazete ile insanlara uzanmak yerine yazdığınız yazıları caddenin bir ucundaki insana bile okutabilirsiniz. Caddenin diğer ucundaki insanın ne düşündüğünü de sosyal ağlardan öğrenebilirsiniz!

Neyi paylaşmalı veya paylaşmamalıyız?

İşte bu sorunun cevabını veren kişi ben değil siz oluyorsunuz! Çünkü sınırlarını sadece siz bilebilirsiniz. Fotoğrafınızdan, müziklerinize, beğendiğiniz videolardan, ses dosyalarına kadar herşeyin paylaşımı tamamen parmaklarınızın ucunda. Kişisel bilgilerinizi paylaşmak, sosyal ağlarda adınızla veya nickinizle olmanız bir şeyi değiştirmez. İnsanlar sizin adınınızı veya tipinizi değil, sizin paylaşımlarınızı takip ederler. Bir çok insan takip ettiği kişinin neye benzediğini, yaşını hatta cinsiyetini bile bilmiyor. Sadece takip edebildiği kadar tanıyor. Bu yüzden insanlara kendinizi nasıl tanıtmak istiyorsanız paylaşımlarınızı da o şekilde belirlemelisiniz.

Unutmayın! İnsanlar internette takip edebildikleri ve sindirebildikleri kadar sizi tanırlar.

(Fotoğrafları Google Images ile bulup arşive kaydetmiştim. O yüzden aldığım yerin adresini bilmiyorum)

Share on TwitterSubmit to StumbleUpon

Sosyal Medya’da Blog Yazmak!

Ne sıklıkla paylaşım yapıyorsunuz? Veya her seferinde geleneksel medyaya karşı savunduğunuz sosyal medyada düzenli paylaşım yapan kaç kişiyi tanıyorsunuz? 5 kişi sayabilir misiniz? Ben sayamam. Çünkü ben de düzenli paylaşım yap(a)mayan sosyal medya insanlarından biriy(d)im.

Sosyal medya şöyle, bloglar böyle, Twitter’da, Facebook’da herşeyi anlık takip edebiliyoruz, gazeteler çok rerörö, televizyonlar güvensiz haber yapıyor, medya yanlı v.s niğdaları atıyoruz her fırsat bulduğumuzda.

Öyle twitter kullanıcıları veya öyle bloglar varki bir gazetenin veya derginin tirajından daha çok takipçiye hitap ediyorlar. Bazı kullanıcıların oluşturduğu videolar televizyondaki yayınlardan çok daha fazla izleniyor. Müzik videoları Youtube’da milyonlara ulaşıyor. Hem de ünlü olmaya gerek olmadan! Peki gerçekten geleceği sosyal medyada görmemiz geleceğin sosyal medyada olması için yeterli mi? Yoksa onbinmilyonyuz kisiye hitap ederken duzenli mi olmak gerekiyor?

Yazımın konusu takip ettiğimiz kişilerin düzenleri ve kendi düzenlerimiz hakkında. Hangimiz veya hangi tanıdığınız bir köşe yazarı gibi düzenli olarak blogunun köşesini yazarak okuyucularına hitap ediyor? Hemen cevap hazır değil mi? Ama onlar bu iş için para alıyor! Evet ama sen bu iş için para almayacağın bir mecradasın! Kendi çöplüğündesin! Kendi kendine para vermek veya vermemek senin tercihin fakat okuyucu seni takip etmeyi seviyor. Sen okuyucuya en az bir köşe yazarı kadar değer vermelisin. Köşe yazarının sağladığı düzeni blogunda sağlamalı ve ondan sonra köşe yazarını hedef alman gerekiyor.

Ben de şimdiye kadar, aman geleneksel medya şöyle, aman böyle diyen kitledeydim. Evet geleneksel medya şöyle böyle. Ama biz sosyal medya insanları geleneksel medyadan nasıl daha üstünüz? Onlardan üstün olabilmek ve medya kelimesinin hakkını verebilmemiz için geleneksel medyanın özelliklerine sahip olmak ve ondan sonra üstün özelliklere ihtiyacımız yok mu? Anlık olabildiğimiz gibi güncel de olmamız gerekmiyor mu?

İnsanlar blogumu bir süredir takip ediyorlar fakat onların girdiği sıklıkla ben içerik paylaşmıyorum. Günün 18-20 saatini online geçiren bir insan olarak blogumda düzenli yazı paylaşmıyor olmak aslında kendime ve bloguma zarar verdiği gibi takipçilerinde benden soğumasına sebep oluyor. (Zaten yazı yazmıyor! Niye takip edeyim?)

Geçen hafta Sosyal Medya TV programında @azizkedi bu konu hakkında çok güzel konuştu. İnternette paylaşım yapanlar gazete veya televizyonda köşe sahibi veya program sahipleri gibi düzenli paylaşım yapmıyorlar. Çok doğru söylüyor. Ben de bu sebepten güncellemelerimi rutine bağlama kararı aldım. Artık her Pazartesi ve Cuma kesin olarak blogumda kendi köşemi hazırlıyor olacağım. Bazı zamanlar da Fatih Çekirge gibi ‘Yarını bekleyemedim’ diyerek ekstra blog yazıları yazıyor olacağım.

Pazartesi ve Cuma günleri görüşmek üzere…

Share on TwitterSubmit to StumbleUpon

Mahallemizin Yeni Muhtarları: Sosyal Medya İnsanları

Geçen günlerde attığım bir tweet üzerine aklıma bizim eski mahallenin Türkan Teyze’si geldi. Her mahallede böyle teyzeler veya amcalar vardır. Gün boyu, hatta çoğu geceleri bile sıkılmadan balkonda, pencerede, cam önünde vakit geçirirler gelene gidene bakarlar.

Bu insanlar herkesi tanırlar. İsmen bilmeseler bile, giyimlerinden, arabalarından evlerine kadar bilirler hatta mahallenin gizli kasası ve kulağı delikleri onlardır aslında. O kadar çok izlerlerki  kimin evine kim ne zaman girmiş bilirlerdi. Türkan Teyze, kendi damadını eve başka kadın getirdiğini görene kadar camda yaşamaya devam etmişti.

Şimdinin Türkan Teyze’leri artik daha genç yaşta ve sosyal medyadalar… İnsanları Twitter’dan, Facebook’tan, Google Plus’tan takip ediyor arkadaşlarıyla dedikodular yapıp en nihai bilgilere ulaşıyorlar. Kim nerede çalışıyor, kim kime iş yapıyor. O gün kim evine diğerini götürmüş aslında bu insanlar çok iyi biliyor.

Geçen hafta Nişantaşı Nero’da (Gizli reklam) oturup çalışırken bir grup ajans insanı ile karşılaştım. Kanyon Starbucks ajansların oturup kendi kendilerine “brain storming” yaptıkları ve müşterilerini çekiştirdikleri yerdir aslında. Fakat Nişantaşı Nero da ilk defa denk gelmiştim ‘dedikoducu ajans’a. Bu ajans insanlarınin sohbeti, sosyal medya hakkında başladıkları kahkaha dolu konuşmaları, müşterilerini ve rakip ajansların müşterilerini nasıl twitter üzerinden sıkıştırdıklarına, hatta müşterilerinin kişilikleri hakkında gittikçe ahlaksızlaşan muhabbete kadar uzadı.

Aslında bu alışılmadık bir durum değil. Çünkü ajansların genel olarak yaptığı muhabbetlerden biriydi. Türkan Teyze düşüncesine kapılmamin sebebi, güne gitmiş kadınlar misali Nero’yu inleten kahkahaları ve hiç çekinmeden yaptıkları dedikoduydu. İlerleyen dakikalarda muhabbet ‘şunu tanıyor musun’ şeklinde twitter kullanıcılarını birbirlerine sormaları ve ‘O şu ajanstaki şununla beraberdi. O’nu onlar popüler yaptı. Aslında O şunu yapıyordu. Ben de X kullanıcısından duydum’ şeklinde Sosyal Medya dedikodusuna dönüştü.

Yazının başında bahsettiğim Türkan Teyzelerimiz artık ajanslarda ve haliyle sosyal medyada. Aramızda uzun mesafeler bile olsa aslında bir tweet kadar yakınımızdalar. Attığınız tweetleri takip ediyor hatta onları saklıyor daha sonra da kendi aralarında dedikodularınızı yapıyorlar.

Hızlı gelişen sosyal ağlarda artık kimin kimi takip ettiği belli değil. O kadar  çok rahat yazıyor ve yazdıklarımızı yaşıyoruz ki, bu yaşadığımız sosyal gözüken online hayat;  tıpkı söylediğimiz sözlerin esiri olmak gibi, yazdıklarımızın ileride karşımıza çıkabileceğini ve birilerin bunları konuşabileceğini unutturuyor.

Share on TwitterSubmit to StumbleUpon