Archive | Incelemeler RSS feed for this section

Blog Nedir?!

9 Mar

blog

Öncelikle bir şeyi tartışmak için o şeyin ne olduğunu bilmek iyice araştırmak gerekir. Son zamanlarda dillerden düşmeyen blog(lar) konusunu bir irdeleyelim.

Bir konu hakkında araştırma yapacağım zaman ilk iş olarak başvuracağım iki kaynak vardır. ek$i sözlük ve wikipedia. Bu iki siteye de güvenmemin sebebi içeriklerinin senin benim gibi kişiler tarafından oluşturulması. Yani genelde yazılanların gerçek olması…

ek$i’de blog nedir için buraya, wikipedia’da blog nedir için buraya tıklayabilirsiniz.

Blog (Türkçeağ günlüğü) veya Weblog (TürkçeAğ kütüğü) teknik bilgi gerektirmeden, kendi istedikleri şeyleri, kendi istedikleri şekilde yazan insanların oluşturabildikleri, günlüğe benzeyen web siteleridir.

İngilizcedekiweb” ve “log” kelimelerinin birleşmesinden oluşan weblog kavramının zamanla yaygınlaşmış adıdır.

Bana göre de blog kişinin paylaşmak istediği herşeyi kendine ait bir sayfa üzerinde kendi yorumlarıyla paylaşmasıdır. Bu paylaşılan yazılar çeşitli kişilerce takip edilebilir. Blog yazarı (blogger) takipçilerinin taleplerine göre yazılarına yön verebilir.

Bir blogun içeriği illa belli konulara sahip olmak zorunda değildir. Kişi kendine ait loglarını(!) dilediği gibi paylaşabilir. Bir gün müzik paylaşırken ertesi gün teknolojik bir ürünü yazabilir. Blog içeriğinden tamamen sahibi sorumludur ve içeriğinin ne olacağına sahibi karar verir.

Bloglar da türlere ayrılır. Kişisel,  temasal, toplu ve şirket blogları..

Kişisel bloglara örnek olarak; ben, Fatih Taşkıran, Cihan Kaloğlu,  M. Serdar Kuzuloğlu, Alp Solak, nucro verilebilir. Yani kişinin sadece bir konuya odaklanmadığı, çeşitli konularda yazdığı bloglardır.

Temasal bloglara örnek olarak; Burak Bayburtlu (teknoloji), Eren Kumcuoğlu (pazarlama stratejileri), Burcu Tüzün (pazarlama), Ben Bugün Bunu Öğrendim (Sağlık ve Bilgilendirme), Organik Futbol (futbol) verielbilir. Yani sadece bir konu üzerine yoğunlaşan bir konsepte sahip bloglardır.

Toplu bloglara örnek olarak; Aceminin iPhone Rehberi, The Next Web, Webrazzi verilebilir. Yani birden fazla kişinin yazılarını paylaştığı, genelde tematik içerikli bloglardır.

Şirket bloglarına örnek olarak; Tart, Turkcell, Gittigidiyor, Wanda Digital verilebilir. Yani şirketsel paylaşımların yapıldığı bloglardır. Bir veya birden çok yazarı olabilir.

Sonraki Yazı – Blog Açmadan Önce, Açtıktan Sonra

Tuttur.com ve Sosyal Bahis

28 Şub

tuttur

Bir çok kişinin bildiği gibi Tuttur.com Elektronik Bahis sitesi geçtiğimiz haftalarda BETA olarak yayın hayatına başladı. Bilyoner, Nesine, Misli ve Oley‘den sonra pazarın 5. oyuncusu olan Tuttur.com Tart New Media mutfağından çıkma…

Bildiğiniz üzere Tart New Media’da çalışıyorum. Bu yüzden tuttur.com ‘un ilk yapılmaya başlanmasından tüm testlerine kadar işin içerisindeydim.Yani tuttur.com’u en iyi bilen kişilerden biriyim. Beta olmasına rağmen sağlam çalışması ama hala eksikleri olması bir yana, dışarıdan biri olarak bu yazıyı okuyan arkadaşlara Tuttur.com ‘u kendime göre anlatmak istiyorum.

Öncelikle kimse Tuttur.com’un bir anda sektörün birincisi olmasını beklemiyor. Çünkü Tuttur.com biraz tabuları yıkarak, biraz da risk alarak farklı bir kullanım ile kullanıcıya sunuluyor. Şimdiye kadar online olarak iddaa oynayanlar hep tüyolara farklı sitelerden, istatistiklere farklı yerlerden, bahisi başka yerden oynuyorlardı. Tuttur.com’da ise (ki bu Tuttur.com’un en önemli ve farklı özelliği) hepsini içinde barındırması.

Peki nasıl yani?

Tuttur.com’a aslında bahisin facebook’u adını takmamız yanlış olmaz. Milyonlarca Türk kullanıcıya sahip olan facebook sosyal ağlar konusunda bir numara durumunda. Türkiye’de yasal bahis pazarı da bir hayli ilerlemiş durumda. Kabaca Tuttur.com bu ikisinin birleştirilmiş hali.

Hazırladığınız kuponu, arkadaşlarınızla veya takipçilerinizle paylaşabiliyorsunuz. Bu kuponlara yorum yapabilir, yapılabiliyor. Beğendiğiniz kuponları “tuttum” diyerek beğendiğinizi belirtebiliyorsunuz. Dilerseniz  başkalarının veya editörlerin hazırladığı kuponları direkt oynayabiliyorsunuz. Kupon hazırlarken başkalarının maçlara yaptığı yorumları görebiliyorsunuz. Böylece sanki iddaa bayine gitmiş ve sohbet ederken kupon doldurmuş gibi oluyorsunuz. Aslında gerçek iddaa bayinden tek farkı kalemle doldurma yapmamanız.

Tuttur.com’da rakipleri gibi yaptığınız işlemlerden puan kazanıyorsunuz. Bu puanları gerçek paraya çevirip bahis oynayabiliyorsunuz. Neredeyse her hareketiniz size puan olarak geri dönüyor.

Siteyi ilk beta olarak açtığımızda var olan yavaşlık şu anda yok. Devamlı bulunan hatalar ve eksiklikler düzeltiliyor. Tart ekibi olarak sürekli güncellemeler yapılıyor, düzenlemeler yapılıyor ve site sürekli güncel tutuluyor. Bu güncellemeler kullanıcıların bahislerini veya siteyi kullanım şekillerini etkilemeyecek şekilde yapılıyor. (Melih hala ofiste sanırım :) )

Sitenin arkasında ise gerçekten başarılı bir ekip var. S Şans Oyunları bünyesinde bulunan destek ekibi, vizyon sahibi ve kalıplaşmışlıktan öte bir ekip. Kullanıcılara kullanıcı gözüyle yardımcı oluyorlar. Canlı destek sürekli online durumda. Böylece herhangi bir sorunuza anında yanıt alabiliyorsunuz. Dilerseniz canlı destek ile görüşmenizi mail adresinize yollatabiliyorsunuz.

Tuttur.com şu anda çok yeni. Yukarıda bahsettiğim gibi kimse bir anda pazarın lideri olmasını beklemiyor. Ama rakiplerine göre artı özelliklerinin olması Tuttur.com’un kendine yapmaya çalıştığı yeri hızlandırıyor.

Bir çok yerde şöyle bir şey gözüme çarptı. Oranlar diğerleri ile aynı. Neden Tuttur.com’da oynayalım? Önce belirtmeliyim ki oranları bahis siteleri  BELİRLEMİYOR. Bu yüzden bir merkezden gelen oranları oynatmakla yükümlü tüm yasal bahis siteleri. Ne fazlasını ne de azını veremiyorlar. Tuttur.com’un en büyük farkı kampanyaları veya verdiği puanlar değil. Sosyal olması.

Tuttur.com facebook fan sayfasına buradan, friendfeed hesabına buradan, twitter hesabına buradan, yardım sayfasına buradan, üye olma sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

Online Bahis Pazarı ile ilgili Arda Kutsal’ın yazdığı Webrazzi yazısını da mutlaka okumanızı öneririm.

Google Nexus One & iPhone 3Gs karşılaştırması

25 Oca

Takip ettiğim ender teknoloji bloglarından olan TechnoBuffalo Google’ın yeni oyuncağı Nexus One ve iPhone 3GS’i karşılaştırmış. (Maalesef yoğunluktan yeni gördüm). Başarılı ve açıklayıcı bir karşılaştırma olmuş. Videolar Youtube üzerinden. (Youtube’a giremiyorsanız tıklayın)

Bu video ise network ve kamera kalitesi üzerine…

Yeni Punto Evo!

15 Oca

evo1

Geçen hafta yeni Fiat Punto Evo’yu satışa çıkmadan test etme şansı buldum. Öncelikle Pure New Media ‘ya bu şans için teşekkür ederim. Daha önceden Grande Punto’yu bir kere kullanmış ve beğenmemiş biri olarak açıkçası yeni Evo’ya pek sıcak bakmıyordum. Fakat Fiat’ın yaptığı reklamlar ve test etme şansı acaba araca ısınır mıyım diye düşünmeme sebep oldu.

Punto Evo bana 5 Ocak’da teslim edildi. Evo gelmeden yol haritamı çizmiştim. Akşama İstanbuldan Kocaeli’ye gidecek. Geri dönecek, ertesi gün Sarıyer, Yeniköy, Beşiktaş, Bayrampaşa şeklinde gezecektim. Hem bu sayede aracın şehir içinde ve şehir dışıda ne kadar yaktığnı görebilecek hem de iyice test etmiş olacaktım.

Aracı aldığım andan itibaren 450 km yol yaptım.

Arnavutköy > Nişantaşı > Beşiktaş > Arnavutköy > Kocaeli > Beşiktaş > Sarıyer > Arnavutköy > Sarıyer > İstinye > Yeniköy > Beşiktaş > Bayrampaşa > Taksim > Arnavutköy > Taksim > Sarıyer > Esenler > Arnavutköy > Nişantaşı > Arnavutköy  yolunu izledim.

Aracın teknik özellikleri, iç dizaynı, dışı ve performansına girmeden önce kısaca şu bilgiyi vereyim.

Araç ile 450 km yol yaptım. Ortalama yakıt tüketimim 8.8 litre. Aracı 4000 devir üzerinde kullandım. Tam depo benzin ile aldığım arabayı neredeyse bitmek üzere olan benzin ile teslim ettim.

Fiat’ın sitesinden ulaşabileceğiniz teknik rakamlardan bahsetmeyeceğim. Kullandığım araç 1.4 Multiair Dynamic 105hp idi.

Aracın ön kısmı gayet rahat. Önceki Punto ile hiç alakası yok. Gayet geniş, kullanışlı bir ön konsola sahip. Herşeyin düzeni ve ulaşımı iyi düşünülmüş. Tasarım açısından çizgiler gayet güzel gözüküyor. Ön konsolda kullanılan plastik sanırım önceki araçlardan farklı bir plastik. Göze öyle dandik gözükmüyor. Plastiğin bittiği yerden başlayan delikli deri döşeme ve bazı çizgilerden çıkan kırmızı göze batmayan ışıklar çok güzel bir hava katmış.

evo2

Direksiyonu baya yumuşak.  Fakat tek tuş ile direksiyonu sertleştirebiliyorsunuz. Kornası Fiat logosundan. Ayrıca direksiyonda ses ve blue&me kontrolleri mevcut. Ses konusunda başarılı bir akustiğe sahip. Araç CD ve USB bağlantısı ile müzik çalabiliyor. Bu konuda tek eksiği USB’deki klasörleri okuyamaması (en azından ben öyle bir fonksiyon bulamadım). Bellekte ne varsa okuyabiliyor. (En son mp4 uzantılı film oynattı. Konuşmaları dinledim). Ses arttırma ve azaltma, kanal ve şarkı değişiklikleri direksiyondan yapılabiliyor. Bu konuda da bana göre en büyük problem tuşların iç sırada olması. Baş parmağınız rahat bir şekilde tuşlara basamıyor.  Dış taraftaki tuşlar ile blue&me ‘ye bağlanabilir, çıkış yapabilir, telefona cevap verebilir, arama yapabilirsiniz.

Pedallar inanılmaz derecede yumuşak. Alışmak baya zor oluyor. Yakıt tasarrufu için ise araç boşta beklerken  motoru kapatıyor. Bu özelliği gayet başarılı. Dururken kontağı kapatmak zorunda kalmıyorsunuz. Fakat İstanbul trafiğinde kırmızı ışıkta kalkarken problem olabiliyor. Çünkü kalkışınız yaklaşık 2-3 saniye gecikiyor. Kornolara maruz kalabilirsiniz. (Bu özellikte konsolda bulunan tuş yardımı ile kapatılabiliyor.)

Sürücü ve muavin koltuğu gerçekten rahat. Aralıksız 3.5-4 saat kadar yol yaptım ve herhangi bir sıkıntı hissetmedim. Fakat uzun boylu biriyseniz (benim gibi) arkanıza birinin oturması neredeyse imkansız.  Bir çok hatchback arabada olduğu gibi arka taraf biraz sıkıntılı. Bagaj hacmi gayet geniş.

Aracın yol tutuşunu test etmek için sert bir viraja 80km hız ile girdim yollar hafif ıslakken. Herhangi bir yoldan çıkma durumu söz konusu olmadı. Fakat daha fazla hızda virajda test etmeyi de gözüm yemedi. (Laguna Coupe ile 120km ile aynı viraja girmiştim. Araca alışık olmamamın verdiği bir huzursuzlukta olabilir benimkisi)

Araç içinde en çok hoşuma giden noktalardan biri ise çok fazla ıvır zıvır cebi olması. GPS cihazının yanında direksiyonun önünde, arkasında, sürücü kolçağının içinde, kapılarda telefonlarınızı, anahtarlarınızı v.s gibi bir çok ıvır zıvırınızı koyabileceğiniz cepler mevcut.  Bu benim için çok önemliydi. Bir çok ıvır zıvırı cebimde taşıdığım için arabayı kullandığım süre boyunca baya işe yaradı bu cepler.

Opsiyonel olarak GPS cihazı ile aracı alabiliyorsunuz. Bana gönderilen araçta TomTom GPS cihazı mevcuttu. Türkiye haritası baya başarılı olan bu GPS cihazının araçtaki yeri ve takıp çıkartma rahatlığı takdir edilesi bir özellik.

Blue&me sayesinde araca çeşitli komutları sesle verebiliyorsunuz. Telefon araması (hayır numara söyleyerek değil), mesaj okuma, şarkı çalması gibi işlemleri sesinizle yapabiliyorsunuz. Ses tanıma özelliği ses olmadığı sürece başarılı. Sesin  susmasını beklemeniz gerekiyor.

evo3

Son olarak daha önceki Punto’larda bulunan büyük bir sorun bu araçta yok. Sorunsuzca yokuş çıkabiliyorsunuz. Daha önceki puntolarda araçta 3×100 kilo iseniz yokuş çıkmanız eziyet ya da imkansız oluyordu. (eğer sıfırdan kalkış yapıyorsanız). Fakat bu araçta öyle bir sıkıntı yaşamadım. 3×100 kilo + 40-50 kilo bagajdaki eşya ile bir çok dik yokuşun hakkını verebildi araç.

Daha önceleri Fiat’a korkuyla yaklaşan ben (ki Linea, Albea, Punto, 500, Siena kullandım)  Punto Evo’yu beğendim. Fiat bu sefer gerçekten güzel bir otomobil yapmış. Harcadıkları emeğe değdiğini düşünüyorum. Doğru pazarlanırsa ve bundan sonraki araçlarda bu araç gibi başarılı olursa korkulan Fiat ismi daha iyi yerlere taşınacaktır.

6 İleri Fluence Keyfi

25 Kas

Geçtiğimiz ay Renault ve Proximity biz bloggerları toplamış, eğlenceli bir gün yaşatmış, fabrikasında araba yaptırmış, şahane bir şekilde bizleri ağırlamıştı. Onun üstüne heralde yaptıkları güzelliğin geziyle sınırlı kalmamasını istemiş olacaklar ki test etmem için önce Laguna Coupe sonra da yeni Fluence i yolladılar.

Geçtiğimiz hafta Fluence’i test etme şansını bu şekilde yakaladım. Ayağıma kadar getirilen Fluence’ı daha önce Bursa’da görmüştüm. Fakat yolda görmek daha bir etkileyiciydi. Çünkü Renault standart çizgisinden çıkmış, yandan bakıldığında Honda Accord’u andıran şaşalı görüntüsü, önden bakıldığında spor araba izlenimi uyandıran vahşi duruşu, arkadan bakıldığında “aha aile arabası” diyebileceğimiz bir araç olmuş Fluence.

Arabanın bana kalırsa en muhteşem özelliği içinin genişliği. Ben şöför koltuğumda rahat oturduğum zaman, benim gibi biri de arkama rahatlıkla oturabiliyor. Bu bakımdan araba gerçekten geniş.

Koltukları rahat, manuel vites deneyimi Honda s2000 keyfinde. Yani vites değiştirmek insana zevk veriyor. (Hayır benim manuel vites aşığı olmamla bunun hiç alakası yok :) ) Ön konsolun aydınlatması gözleri yormuyor ve görmek istediğinizi rahatlıkla görebiliyorsunuz. Navigasyon cihazı gayet başarılı fakat bu konuda tek bir eksiği var. O’da cihaz sabit duruyor. Yani kapaklı bir bölmede değil. Dilediğimizde gözümüzün önünden yok edemiyoruz. Fluence’in beğendiğim bir diğer özelliği kesinlikle direksiyonu. Zarif fakat güçlü direksiyonu kullanımınızı kolaylaştırıyor.

Aracın ses sistemi ve iç akustiği gayet güzel. Ekstradan yapılacak herhangi bir harcamaya ihtiyaç duymuyor. Bu konuda tek eksiği USB girişi olmaması. cd veya radyoya mahkumsunuz yani.

Bir otomobilde en çok dikkat ettiğim şeylerden bir tanesi de ıvır zıvır koyma yerleri. Fluence’ın tasarımcıları bunu da çok iyi düşünmüş. Cep telefonumu, bardağımı v.b bir ton ıvır zıvırı koyabileceğim, rahat erişebileceğim cepler mevcut.  Ayrıca navigasyon cihazının önü bu tarz şeyler için çok uygun.

image_00001095_1_533xq72crvlxy

Navigasyon cihazının kumandasının olması güzel bir seçenek olsa da insan o cihazın dokunmatik olmasını istiyor. Eğer araçta tek başınaysanız yol süresinde kumandayı kullanmak sorun çıkartabilir derken bunu da düşünen Fluence tasarımcıları direksiyona koydukları kumanda sistemi ile hem navigasyon cihazını hem de müzik sistemine müdahale şansı tanıyor.

Aracın çok ama gerçekten de çok büyük bir bagajı var. (Bursa gezimizde bagaja insan bile sığdırdık!). Geniş bagaj hacmi bir çok bavulu barındırabilecek büyüklükte.

Aracın performansına gelirsek. Ben 1.5 Dizel 105 Beygir 6 ileri vitesli Fluence Privilege’i test ettim. İbrede son hız olarak 230 gözüküyor. TEM’de aracı kullanırken 220 ye kadar çıkabildim. Arabanın yol tutuşu gerçekten güzel. Yerden biraz yukarıda olması virajlarda hafif güvenimi kaybetmeme sebep olsa da 3-4 viraj deneyimini hallettikten sonra aracın savrulmadığını farkettim. Manuel vites olmasının verdiği keyif ve dilediğim serilikte aracı kullanma şansı beni benden aldı.

Aracın dizel olması ve manuel vites olması yakıt tüketiminde gayet başarılı. Normal kullanımlarda araç gayet tasarruflu yakıt harcıyor.

Fluence genel olarak gençlere hitap etmesinden çok aileleri çok mutlu edecek araçlar kategorisine giriyor. Performans tutkunlarına uyacak bir otomobil değil. Aile için maksimum düzeyde rahatlık ve keyif sunuyor. Çocuklarınızla, eşinizle rahatlıkla, konforla ve güven içerisinde kullanabileceğiniz bir otomobil Fluence.

Son olarak : Fluence modelleri ve teknik bilgileri için buraya, test sürüşü yapmak için buraya, Fluence fiyatları ve kredi hesaplamaları için buraya tıklayabilirsiniz.

Proximity ekibine (Cem Batu ve diğer herkes) ve VIP Özel Güvenlik’den Ali Bey’e gösterdikleri yakın ilgiden dolayı çok teşekkür ederim.