Geçen günlerde attığım bir tweet üzerine aklıma bizim eski mahallenin Türkan Teyze’si geldi. Her mahallede böyle teyzeler veya amcalar vardır. Gün boyu, hatta çoğu geceleri bile sıkılmadan balkonda, pencerede, cam önünde vakit geçirirler gelene gidene bakarlar.
Bu insanlar herkesi tanırlar. İsmen bilmeseler bile, giyimlerinden, arabalarından evlerine kadar bilirler hatta mahallenin gizli kasası ve kulağı delikleri onlardır aslında. O kadar çok izlerlerki kimin evine kim ne zaman girmiş bilirlerdi. Türkan Teyze, kendi damadını eve başka kadın getirdiğini görene kadar camda yaşamaya devam etmişti.
Şimdinin Türkan Teyze’leri artik daha genç yaşta ve sosyal medyadalar… İnsanları Twitter’dan, Facebook’tan, Google Plus’tan takip ediyor arkadaşlarıyla dedikodular yapıp en nihai bilgilere ulaşıyorlar. Kim nerede çalışıyor, kim kime iş yapıyor. O gün kim evine diğerini götürmüş aslında bu insanlar çok iyi biliyor.
Geçen hafta Nişantaşı Nero’da (Gizli reklam) oturup çalışırken bir grup ajans insanı ile karşılaştım. Kanyon Starbucks ajansların oturup kendi kendilerine “brain storming” yaptıkları ve müşterilerini çekiştirdikleri yerdir aslında. Fakat Nişantaşı Nero da ilk defa denk gelmiştim ‘dedikoducu ajans’a. Bu ajans insanlarınin sohbeti, sosyal medya hakkında başladıkları kahkaha dolu konuşmaları, müşterilerini ve rakip ajansların müşterilerini nasıl twitter üzerinden sıkıştırdıklarına, hatta müşterilerinin kişilikleri hakkında gittikçe ahlaksızlaşan muhabbete kadar uzadı.
Aslında bu alışılmadık bir durum değil. Çünkü ajansların genel olarak yaptığı muhabbetlerden biriydi. Türkan Teyze düşüncesine kapılmamin sebebi, güne gitmiş kadınlar misali Nero’yu inleten kahkahaları ve hiç çekinmeden yaptıkları dedikoduydu. İlerleyen dakikalarda muhabbet ‘şunu tanıyor musun’ şeklinde twitter kullanıcılarını birbirlerine sormaları ve ‘O şu ajanstaki şununla beraberdi. O’nu onlar popüler yaptı. Aslında O şunu yapıyordu. Ben de X kullanıcısından duydum’ şeklinde Sosyal Medya dedikodusuna dönüştü.
Yazının başında bahsettiğim Türkan Teyzelerimiz artık ajanslarda ve haliyle sosyal medyada. Aramızda uzun mesafeler bile olsa aslında bir tweet kadar yakınımızdalar. Attığınız tweetleri takip ediyor hatta onları saklıyor daha sonra da kendi aralarında dedikodularınızı yapıyorlar.
Hızlı gelişen sosyal ağlarda artık kimin kimi takip ettiği belli değil. O kadar çok rahat yazıyor ve yazdıklarımızı yaşıyoruz ki, bu yaşadığımız sosyal gözüken online hayat; tıpkı söylediğimiz sözlerin esiri olmak gibi, yazdıklarımızın ileride karşımıza çıkabileceğini ve birilerin bunları konuşabileceğini unutturuyor.









