Doğum günümü kutlayan, kutlamayan herkese çok teşekkür ederim. Herkese tek tek teşekkür etmek gerçekten çok zor. Herkese özel dil kullanmak da çok zor. Bu yüzden bugün bir video çekip herkese o şekilde teşekkür etmek istedim.
Doğum günümü kutlayan, kutlamayan herkese çok teşekkür ederim. Herkese tek tek teşekkür etmek gerçekten çok zor. Herkese özel dil kullanmak da çok zor. Bu yüzden bugün bir video çekip herkese o şekilde teşekkür etmek istedim.
Bundan yaklaşık 10 ay önce Şahika ile Aceminin iPhone Rehberi yani www.acemiphone.com ‘u açmıştık. iPhone hakkında ipuçları, uygulama tanıtımları v.b içerikleri paylaşmaya başlamıştık.
Bu serüvenimiz tam gaz devam ediyor. Hem de daha kalabalık bir ekip ile. Cihan Kaloğlu, Sevie Kaloğlu, Sarp Tüzün ve Özgür Duru bizi bu 10 aylık yolculuğumuzda yalnız bırakmayıp devamlı içerik üreten, siteyi sahiplenen arkadaşlarımız. Geçen haftalarda 100. yazımızı da geçtik ve tamamen bize ait olan içeriklerimize yenilerini eklemek için devamlı koşturmaca içerisindeyiz.
Biz site ile uğraşırken Apple’da boş durmadı ve iPad’i duyurdu. iPad daha ön satıştayken yüzbinlerce satıldı. Büyük ekranda dokunmatik keyfi bir çok kişiyi cezbetti. iPad elime geçtiğinde ne yapmalı acaba, nasıl kaynaklar var derken acemipad.com u açma fikri geldi aklıma.
Zaman içerisinde içeriği katlanarak artacak,saatlerimizi harcayacağımız ve insanların faydalanabileceği yeni bir sitemiz oldu.Acemipad.com üzerinden iPad hakkında son haberlere, ipuçlarına ulaşabilirsiniz.
Ekstradan Acemiphone ve Acemipad ile ilgili yeni bir bilgiyi buradan paylaşayım. Videolu incelemelere başlıyoruz. Uygulamalar, ipuçları, oyunlar… Kısacası iphone ve ipad ile ilgili herşeyi mümkün olduğunca yazılarımıza ek olarak videolu olarak anlatmaya başlıyoruz.
Haftasonu İzmir’e gidiyorum. Biletimi alırken aklıma en son ne zaman tatil yaptığım geldi. Bunu düşündüm. Bulamadım. 4 yıldır aralıksız çalışıyorum. Hiç şöyle 1 hafta çıkıp deniz kenarına uzanıp (veya havuz) elime kitap alıp okumadım. Bilgisayardan kopup suya balıklama dalmadım. Fırsatım olmadı. Çalışmak hep önceliğim oldu. (Bu yüzden kilolarımı veremedim). Ayaklarımı hafif nemli toprağa basıp koşturmadım veya 12-1 gibi kalkmadım uzun süreli.
Bu yaz da tatile çıkmıyorum. Gene çalışmam gerekiyor. Hayır bundan gocunmuyorum. Çünkü ben çalışırken dinlendiğini düşünen tiplerdenim. Benim tatil anlayışım asla birinci paragrafta bahsettiğim gibi olmadı. Hep 2-3 gün sürdü. O günlerde gezme tozmayla, partilere katılmakla geçti. Olsun bana yetti.
Hafta sonu İzmir’de olacağım. Cumartesi günü sevdiğim bir arkadaşımın düğünü ardından Çeşme Sortie, Pazar sabahıda ailem ile güzel bir kahvaltı ve Kuşadası Jade Beach Club’da olacağım. Kısmi bir tatile çıkıyorum. Bu sefer laptopumu kesinlikle yanıma almıyorum. Zaten alsamda boşuna hamallık etmiş olacağım. Çünkü açmaya fırsatım olmayacak.
Gene kısa bir tatil. Gene gezme tozma partilerle geçecek. Olsun. Yorucu gibi gözüksede dinleneceğim.
Hepimizin düşleri vardır. Kimi lüks bir araba sahibi olmak ister, kimi dubleks müstakil bir ev sahibi olmak, kimi yat sahibi, kimi devamlı harcayabileceği bir para kaynağı (durun bunu hepimiz istiyoruz) ister. Küçüklüğümüzden bu yana bu hayallerimiz sürekli görsel nedenlerden dolayı değişir. Televizyon izleriz süper kahraman olmak isteriz, müzik dinleriz şarkıcı olmak isteriz, bir futbolcu dillere destan hal alır topçu olmalıyım deriz, arkadaşımızın babasının son model Mercedes marka otomobili vardır ben de çocuğumu bunun gibi birşeylerle gezdirmek istiyorum deriz, Adriana Lima diye bir kadın vardır onu hayal ederiz. Bu değişen hayallerimiz sayamayacağımız kadar çoktur. Her gün hatta her saat değişebilir. Çünkü bunların adı hayaldir.
Hayalleri gerçek kılmak ise tam bir meziyettir. Fakat bu meziyet tamamen insanın kendisinden kaynaklanmaz. Büyüdüğü ortam, yaşadığı yer, çalıştığı iş yeri, sahip olduğu ebeveynler, arkadaş çevresi ve ŞANS, hayalleri gerçek kılmak için gerekli meziyetlerdir. Fakat meziyet insanın kendi yapabildiği şeylere dendiği için hayalleri gerçek kılmak imkansıza yakındır.
Küçük yaştan beri çalışıyorum. Yanlış hatırlamıyorsam 14 yaşımda ilk paramı kazanmıştım. Komşumuzun Kemeraltı’nda ki oyuncakçı dükkanında yaz boyu oyuncak, gözlük satmıştım. Çok keyifli işti. Benden küçük biri annesi veya babası ile geliyor. Oyuncak alıyor. Yüzü gülüyor ve gidiyordu. Hissettiğim iş olmasa da para kazanmanın verdiği zevk paha biçilemez.
Gazeteci olmaya hevesim vardı. Ama sülalemde ki herkes sayısal bölüm okumuştu. Bir çok ailenin yaptığı gibi, benim de yolumu aslında ailem çizmişti. Sayısal tercih yaptım. Bu yüzden gazetecilik hayalim suya düştü. Fakat internetin nimetlerinden faydalanarak bu isteğimi yavaştan yerine getirmeye başladım.
Lisedeyken az da olsa başarılı biriydim. Ailem arkamda, bana yardımcı olmaya çabalan bir abim, beni seven öğretmenlerim vardı. Okulun bilgisayar işlerine tamamen ben ve arkadaşım Hakan Sazak ile beraber koşturuyorduk. Herkes Bilgisayar Mühendisliği okuyacağımıza o kadar emindi ki, üniversite sınavını kazanamadığım da ben dahil herkes şok olmuştu. Tepecik Motor Meslek lisesin de girmiştim sınava. Abim ve yengem ile beraber gitmiştik. Sınav çıkışı herkes hüzünlüyken ben merdivenlerden neden olduğunu bilmeden “mousse T. ‘nin horny” şarkısını söyleyerek indim.
Sınavdan hemen bir gün sonra abimle beraber Kocaeli’ye gittim 1 yıl boyunca abimin yanında çalıştım. Fotoğrafçılık yaptım. Fotoğraflara rötuş attım. 2 adet vesikalıktan 36 pozluk gelin damat albümü bile çıkarttım. Kocaeli yaşantısına geçmeden önce 82 kiloydum. 1 yıl sonunda ise 130 kilo civarlarındaydım.
İzmir’e geri döndüğüm de önümde kocaman 3 aylık bir yaz vardı. Yaz boyu babamla ve annemle her sabah kalkıp saatlerce yürüş yaptık. Kısmen zayıfladım ve eylül ayında Egebilgi firmasında Web Teknolojileri Uzmanı olarak işe başladım. Uzmanlığımın hiç bir diploması v.s yok. Beni tamamen lise mezunu olarak aldılar. Kendi bilgilerimi geliştirdiler. Bir çok şey öğrenmemi sağladılar. Aslında ciddi bir iş deneyimini de ilk olarak Egebilgi’de yaşadım. Sayelerinde düzene girdim. Keyif aldım. Para kazandım. Kendi arabamı aldım, gezdim tozdum eğlendim.
FlashBack!
Bunların hepsi olurken 17 yaşında Adem ANNAÇ ile tanıştım. Kendisi Ege Ajans’ın sahibiydi o sıralar. İzmir’deki en iyi mankenlik ajanslarından birine sahip, herkes tarafından tanınan sevilen biriydi. (ki hala öyle). O’nun sayesinde modellik nedir, kim model olur kim ne olur onu öğrendim. Bakmaya doyamayacağınız İzmir’li kızların en güzelleriyle günlerimi geçirdim. Bir çok ortama girdim çıktım. Lise hayatımı dolu dolu yaşadım. Şimdi kendisi çok sevgili dostum Model Of The World 2007 2.si Ezgi Dökme ile beraber EZG Moda Organizsyon’u yönetiyor. Hala İzmir’de en güvenilir ajans sahiplerinden biri. Fakat artık tek bir farkları daha var. İzmir’de partileri her zaman dolu olan tek firmalar. Adem Annaç sayesinde çok partide bulundum, düzenledim, koşturdum, para kazandım. Kimi zaman içtim. Sarhoş oldum. Yeni Asır gazetesinde köpüklerin arasında fotoğrafım bile yayınlandı.
İstanbul’a geldim. Çalışmaya başladım. İlk başta devamlı takip ettiğim bir site vardı. Televidyon.com diye. Adını daha önce gazeteden bildiğim birinin sitesiydi. Serdar Kuzuloğlu. O’na mail attım. Sağolsun kırmadı beni hayatımda ilk defa Kanyon’a gittim O’nunla görüştüm. Şahane fikirlerinden nasiplendim ne kadar kral adam olduğunu gördüm. Zaten kral adam olmasaydı 2007 yıından beri Türkiye’nin en çok konuşulan firmalarından birinin sahibi olamazdı.
Yılbaşına 1 gün kala mail geldi. MYK Medya yılbaşı partisi veriyordu. Davetliler arasında benim de mail adresim vardı. Hep adını duyduğum, yazılarını okuduğum kişiler davet edilmiş, bir de ben çağırılmıştım. Vay be dedim gittim. Orada bir çok kişi ile (Hasan Yalçın, Julien, Murat, Burak Büyükdemir ……) ve Burak Bayburtlu ile tanıştım.
İstanbul’da ki en büyük hayalim büyük bir ajans sahibi olmak, organizasyon işleri yapmak oradan oraya koşturmak ve bir yandan magazin sitem turkpaparazzi.com u özel haberleriyle ayakta tutmaktı. Bunun için elime sağolsun çok sevdiğim kişiler sayesinde inanılmaz bir fırsat geçti fakat benim o sırada o fırsatı değerlendirme şansım olmadı. Tam iş değiştirme aşamasında herşey ters gidiyorken bir anda şaka gibi bir güzellik oldu ve kendimi asıl mesleğimde buluverdim.
FlashBack!
Bu süre zarfında Burak Bayburtlu ile neredeyse komşu olduğumuzu anladık. İş çıkışları sıkılgan akşamlarımızı ya İstinye Park Cafe Nero’da ya da Buraklar’ın evinde geçirdik. Kocaeli’deki abimin yanına İstanbul’daki 2.abim’de Burak oldu böylece.(Birincisi M. Serdar Kuzuloğlu). Fikir aldım fikir verdik yeri geldi laf yedim yeri geldi akıl verdim akıl aldım. Abi kardeş gibi çok güzel bir ilişkimiz oldu. En zor anlarım da hep yanımda oldu.
Ben tam yeni arayışlar içerisindeyken Burak aradı ve hemen şu numarayı ara görüş sana iş buldum dedi. Ne işi dedim. CSS, HTML yazacaksın, hem kendini geliştireceksin hem de hayatına devam edeceksin dedi. Kendimi yıllar önce eylül ayında Egebilgi ile görüşmeye giderken ki gibi hissettim ve kalkıp Arnavutköy’e gittim.
Yaklaşık 1 aydan beri Tart New Media’da Frontend Developer olarak çalışıyorum. Bir yandan İzmir’deki partilerimizin afişlerini hazırlıyorum bir yandan yeni şeyler öğreniyorum. Bu aralar “How to program c++” kitabını okuyorum. Programlama hakkında temelden birşeyler öğrenmeye çabalıyorum. Özüme geri dönmüş hissediyorum kendimi. Mutlu ve huzurlu hissetmeye başladım. Keyfimin yerine geldiğini biliyorum.
Not :
İyi de biz bunu okuduk da neden okuduk arkadaşım? Neye bağlayacaksın konuyu?
Bir şeye bağlamayacağım arkadaşım. Hızlıca bir Arman ACAR hikayesi olsun bu sana. Arada atladığım, unuttuğum bir çok şey var. Bir çok isim var.
Onlara da söyle kusuruma bakmasınlar artık.